Alkol bağımlılığı, madde bağımlılığı, kumar bağımlılığı tedavisi 

Facebook Twitter Gplus Google Maps E-mail

0212-2911156-57 veya 0533-2057373 arayınız...

Bağımlılıklar, tedavi süreçleri, aile destek ve aile bilinçlendirmeleri, uyuşturucu / uyarıcı madde testleri konularında cevaplarını bulamadığınız sorularınız veya daha ayrıntılı bilgiler almak için arayınız....

Home Madde kullanımı

Madde kullanımı

MADDE KULLANIMI: ÖLÜMÜN BAŞKA YÜZÜ

Doç.Dr. Defne Tamar Gürol

 

Erken psikanalitik literatür bağımlılığın doğasını açıklarken çoğunlukla madde kullanımının haz verici etkisi üzerinde durmaktadır. Her ne kadar Rado ve diğerleri depresyon, anksiyete ve gerilimi altta yatan etmenler olarak kabul etseler de, madde kullanımının öforik- haz verici etkisine de özel bir yer ayırırlar. Madde kullanımının libidinal dürtülerin regressif doyumu olduğu kabul edilir. Glover bu teorik açıklamalardan farklı bir yaklaşım getirmektedir. Madde kullanımının regressif değil progressif bir şekilde ilkel sadistik dürtülere karşı bir savunma ve psikozdan kaçınma olduğunu söyler. Bağımlıların agresyonları ile başa çıkmada ciddi güçlükleri olduğunu gözlemiştir. Madde kullanımının cinsel ve haz verici yönünün altta yatan agresyona karşı savunucu bir cevap olduğunu vurgulamıştır.

Bağımlılık aslında zor bir yaşam tarzıdır. Bir bağımlının tarifiyle madde kullanımı 24 saat

süren bir iştir. Eroin bağımlılarının para ve madde temin etmek için karşılaştıkları zorluklar ve tehlikelere rağmen hayatta kalabilmeleri önemli bir durumdur. Kendileri için istediklerini çevrelerinden temin etmede çok başarılıdırlar. Bu görünürdeki başarılarına rağmen işlevselliklerinde ise başarısızdırlar. Bu başarısızlık, duyguları ile başa çıkmada ve diğer insanlarla ilişkide yetersizlik şeklinde kendini gösterir.

Bağımlılık aslında sürekli olarak maddeyi kazanma ve onu yitirme üzerine kuruludur. Bağımlılar maddeyi iyi hissedebilmek, iyi olabilmek için alırlar, fakat bunu yaparak iyi olabilme ihtimalini sonsuza dek kaybederler. Örneğin bir eroin bağımlısı eroini enjekte ederek büyük bir haz yakalarken, kendine bakım ve hayatını düzenleme gibi önemli işlevlerini kaybeder. Maddeyi kullanarak elde ettiği sonsuz mutluluk, maddenin etkisinin geçmesiyle yerini yoksunluğa bırakır. Maddenin vücuttan çekilişi önemli bir olgudur. Tüm maddeler bir süre sonra etkilerini kaybederler ve yoksunluk krizi ortaya çıkar. Bu periyodik reaksiyonlar agressif sorunların yoğunlaşmasına yolaçar.

Bir bağımlı maddenin yarattığı hayal kırıklığını, yoksunluğun stresini tolere edebilen ve

periodik olarak maddenin gücünü tekrar tesis edebilen kişidir. Rahatlamayı kaybetmenin paniğini tolere edebilme kapasitesi ve coşku, bir aktarım nesnesi olarak maddenin erken nesne ilişkilerinde bozukluk olduğunu düşünmemize neden olur. Madde bağımlılığı “aktarımın aşırı bir formuna örnek” olarak görülmektedir. Bağımlılık sahip olma yerine maddeyi alma ve onu kaybetme sürecidir. İyi aktarım nesnesini içe almak için nafile bir çabayı gösterir. Bağımlılar sevgi nesnesi tasarımı ile bütünleşmeye can atarken, birincil sevgi nesneleri ile yaşantılarının şekli sonucunda aşırı ambivalansları nedeniyle bu bütünleşmeden çok korkmaktadırlar.

Bağımlılar şiddetli infantil travmanın sonradan etkisini gösterirler. Bir çocuk tekrarlayan bir şekilde katlanamayacağı travmatik duruma maruz kaldığında sembiyotik durum erken bir şekilde kesintiye uğrar ve kontrol etmesi çok güç olan bir dış nesne ile yüzleşir. Bağımlılarda gördüğümüz olgulardan biri idealize nesnenin dışsallaştırılmasıdır. Dışsallaştırma nesneyi yok olmaktan korur ve kişinin “burada olmayan biri beni seviyor” a ikna olmasını sağlar. Bunu ambivalans tarafından altüst olmuş sürekli bir yeniden kazanma mücadelesi izler. Bağımlı kendine güvenli bir içselleştirilmiş nesne sağlamak için savaşır fakat kaybetmeye mahkumdur. Bunun yerine içselleştirmeyi deneme ve dramatik kaybetme sürecine bağımlı hale gelir. Aynı zamanda tüm sorunlarını çözecek olan mükemmel nesneyi arama kişinin sorunlarını ve kaynaklarını dışsallaştırması eğilimini doğurur. Dışsallaştırma bağımlılıkta ve ona yatkınlıkta en temel sorunlardan biridir.

“Yeteri kadar iyi” anne bebeğin artan duygu yoğunluğunu tolere etmesine müsaade eden, fakat bu duygu yoğunluğu çocuğu istila etmeden önce onu rahatlatandır. Bu durumda annenin empatisi elindeki tek rehberdir. Eğer anne zamanında müdahale etmezse, tekrarlayan travmatik durum çocukta ciddi hasara yol açar. Öte yandan annenin çocuğu rahatlatmaya aşırı derecede hazır olması da çocuğun kendini tatmin yollarını bulmasını önleyecektir. Annenin algıları ve tepkileri ile çocuğun ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluk, uyku ve yeme bozukluklarına yolaçar. Burada bağımlılığın öncülleri yatmaktadır. Bebeğinin her ihtiyacını doyuran bir anne onun rahatlamasını tekelinde bulundurduğunu ve bunu çocuğa bırakmadan imdadına yetişeceği mesajını verir. Bu nedenle madde ve diğer pasifleştirici kimyasalların kullanımında kendine bakma egzersizlerinin yasaklanması erken belirleyiciler olabilir. Eğer kişi kendini rahatlatmaması gerektiğini hissediyorsa bu işlevleri görecek annesel aktarım nesnelerine veya bunun kimyasal yedeklerine bağlı olacaktır. Kendine bakım kapasitesinin özellikle de kendini rahatlatma kapasitesinin engellenmesi madde bağımlılığının gelişmesinde en önemli unsurlardan biridir.

Bunun yanı sıra eğer anne çocuğunun sıkıntısına müdahale etmede veya ondan kurtarmada yetersiz kalırsa sıkıntının miktarı artar ve bebek kendi affektif cevabı tarafından istila edilir. Bu affekt öncülleri ilkeldir, ayrımlaşmamıştır. Başka bir deyişle çocuğun tüm psikolojik ve

fiziksel repertuarını kapsayan bir cevap ortaya çıkar. Tüm organizma alarm durumundadır. En önemli özellik zaman sınırlamasının olmayışıdır, yani sonsuza dek sürecekmiş gibi yaşanır. Bu durumu bir erişkinin hayal etmesi olanaksızdır. Ancak cehennem bu durumu tarif edebilir. Din kitaplarında cehennemin tanımı ızdırabın sonsuza dek sürdüğü şeklindedir ve bu kişinin acısını tanımlayabilecek bir şeydir. “ Kader ölümden daha kötüdür.”

Çocukluk çağı travmasının sonradan etkileri:

1. Aleksitimi: Kişiler duygularını kendileri için bir sinyal olarak kullanamazlar. 800 eroin bağımlısı ile yapılan bir çalışmada yoksunluk sırasında fiziksel belirtilerin yanısıra anksiyete ve depresyon belirtileri de göstermelerine rağmen bundan şikayet etmedikleri tespit edilmiştir. Aleksitimisi olan hastalar duygularına isim verme ve bunu lokalize etmeyi güç bulurlar.

2. Anhedoni: İnfantil psişik travmayı takiben anhedoni ortaya çıkabilir. Herhangi bir haz,

neşe veya mutluluk yaşamanın tümden ortadan kalkması şeklindedir. Madde onlara haz veren tek şey halini alır.

3. Affekt toleransının bozulması: Kişinin duygularına karşı büyük bir korku duymasıdır. Çünkü bu onun korkulan infantil psişik travmaya geri dönmesini temsil eder. Korkunç şeylerin olmasını, iyi olan herşeyin ortadan kaybolmasını ve bunun yerine dehşet veren bir şeyin geçmesini beklerler.

4. Kendini rahatlatma, kendini sakinleştirme ve kendine bakım yetilerinde yetersizlik: Bu iki farklı işlevi kapsar. Bir tanesi bunlar genel olarak iyi hissedebilmek için yapılır, diğeri rahatlama ve kendini teselli etme kapasitesine sahip olmaktır. Bu kendilik tasarımındaki bozulmanın sonucudur. Tüm kendini rahatlatma aktiviteleri anne tarafından rezerve edilmiştir. Madde annesel aktarım nesnesi olmuştur. Kişi stresten kurtulmayı ve kendine rahatlık sağlamayı beceremez.

Ergenlikte Ödipal çatışmanın yeniden canlanması ile ebeveynin infantil tasarımı ile sevgi

bağı son kez bırakılır. Bu yeniden canlanmada preödipal evrede şekillenen nesne tasarımı sonucun gelişmesinde önemli bir rol oynar. Kayıp nesneye karşı ambivalansın olması yas sürecini çok daha güç bir hale getirir ve muhtemelen başarılı bir uyum yerine depresyon ile sonuçlanır. Madde bağımlılığına eğilimi olan kişiler kayıplarla başa çıkmada yetersiz kalan, gerçek veya sembolik tüm kayıplara karşı zayıf olan kişiler olarak bilinirler.

Bağımlı kişilerin kayıpla baş etmede zorluk çekmesinde birçok neden vardır. Nesneye yönelik büyük bir isteklerinin olması yanında buna karşı büyük bir korkuları vardır. İnfantil psişik travmayı takiben ortaya çıkan bölme ve bütünleştirmede güçlük, şiddetli ambivalans yas sürecini güçleştirmektedir. Nesne düşmanca ve tehlikeli olarak algılandığında yas da suçluluk ile komplike olacak ve patolojik bir hal alacaktır. Burada depresyonun gelişiminden söz ediyoruz, fakat aleksitimi ve affekt toleransının yetersizliği eklendiğinde psikosomatik cevap veya madde kullanımı ortaya çıkmaktadır. İnfatil psişik travmanın sonradan etkisi ergenlikte gerekli olan yas çalışmasının başarılı bir şekilde tamamlanmasını güç hale getirir. Bundaki başarısızlık infantil ve çocukluk sevgi bağlarının bıraklımasını kapsayan çok önemli yas işlemini engelleyecektir. Etkin yas tutma kapasitesi kişinin kendini gerçekçi ve bütünleşmiş olarak kabul etmesini ve çocukluk karmaşaları ve hayal kırıklıkları ile barış yapmasını sağlayacak anahtar rol oynar. Ergenlikte düzensiz, acı veren duygulanımlar ve durumları kaldırma yetisi bazen hızla gelişir. Post travmatik durumlarda duygulara karşı tepkiler maladaptiftir. Duygulardan korkma, kendine saygının devam edebilmesi için anksiyetenin olmaması gerekliliği, herhangi birşey iyi gitmediğinde depresyona eğilim kısır döngünün ortaya çıkmasına neden olur ve acı veren duygulanımların uzamasına ve şiddetlenmesine yol açar. Bunun sonucu olarak birçok genç yaşamlarını acı veren duygulardan kaçınma ihtiyacı üzerine düzenler. Affekt toleransının yetersizliği ergenin cinsel, sosyal ve işle ilgili aktivitelerine bağlı artmış heyecanları ile başa çıkmalarını imkansız hale getirir. Depresyon yas tutma girişiminin olması, fakat bunun tamamlanmaması halidir. Ergenlikte kedere maruz kalma çok korkutucudur ve bunun devam etmesi önlenmelidir. Bu çeşit ihtiyaç depressif duyuglanımlara karşı manik savunmaları gerekirse kimyasal bazda ortaya çıkarır.

Affekt toleransında ana konu duygulanımın nasıl yorumlandığıdır. Ya duygularının- eğer kısa süreli olursa- onun için sinyal olduğunu öğrenmiştir, ya da bu yaşantı onun için tehlikeli bir saldırıdır. Duygulanımlar infantil travma durumlarına dönüş şeklinde yaşanırsa, bu korku istila edici ve üstesinden gelmesi zor bir durum oluşturur. Ancak bu ergen tarafından psişik travma hikayesi de, korkularının anlamı da bilinmemektedir. Korkularının anlamını bilmedikleri gibi, korkunun bilişsel unsurlarından da habersizdirler. Eğer korkularını tanımlayabilirlerse bunu ölüm korkusu veya etraflarındaki herşeyin büyük bir tehlike içinde olduğu şeklinde tarif ederler. Bu acı çekmenin sonsuza kadar süreceğini düşünürler. Bu korkunun dışardan alınan bir şeyle bastırılabileceğini düşünürler. Bu noktada da devreye madde girecek olursa korkularını bastırabildiklerini görürler. Bu durumda bu korkunun infantil travmadan kaynaklandığını bilmeliyiz. Korku aslında infantil yıkımdan hatırlanan tek şeydir.

Wurmser madde bağımlılarının hayatta kalmaya değer mi sorusunu sorduklarını iddia etmektedir. Bir başka düşünce haz veren duyguların tehlikeli olduğunun düşünülmesidir. Bu korku iyi ilişkinin zarar verici potansiyeline karşı korunma çabasını ortaya çıkarır. En çok korkulan duygulanım agresyon değil sevgidir.

Kendini rahatlatamayan ve kendine bakamayan bir ergen bir kez maddenin onu rahatlattığını keşfettiğinde buna karşı koyamamaktadır.

Sonuç olarak madde kullanımı ile birlikte birçok hayati işlev de bozulmaktadır. Bağımlılarda nesne ile kaynaşma en çok özlenen olgu olmakla birlikte, tehlikeli ve kötü niyetli vasfı nedeniyle aynı zamanda korkulan bir nesnedir de. Tedavide yaşanan en önemli zorluklardan

biri bu aşırı agresyonla başa çıkmaktır. Birçok bağımlı için tedavinin klinikte olması ve hatta grup terapilerinin tedavideki önemi bu yüzdendir. Böylece bireysel birebir temas yerine aktarımlarını gruba dağıtabilirler.

Kaynakça

Freud S. (1930) Civilization and its Discontents. The Standart Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud. Translated by James Strachey. Vintage the Hogart Press and the Institute of Psycho-analysis (2001) vol. 21: 64-145.

Glover E. (1932) On the Aetiology of Drug-Addiction. Int J Psycho-analysis 13:298-328.

Khantzian E.J. (1978) The Ego, the Self and Opiate Addiction: Theoretical and Treatment Considerations. Int. R. Psycho-Anal. 5: 189-198.

Krystal H (1982) Adolescence and Tendencies to Develop Substance Dependence. Psychoanal. Inq. 2:581-617.

Rado S. (1933) The Psychoanalysis of Pharmacothymia (Drug Addiction). Psychoanalytic Quarterly 2: 1-23.

Wurmser L. (1974) Psychoanalitic Considerations of the Etiology of Compulsive Drug Use Journal of the American Psychoanalytic Association 22(4) :820-843.

* İstanbul Psikanaliz Derneği tarafından düzenlenen Gençlik Üzerine Tartışmalar-V “Yitik

ve Yas” konulu sempozyumda sunulmuştur.

No tweets to display