Alkol bağımlılığı, madde bağımlılığı, kumar bağımlılığı tedavisi 

Facebook Twitter Gplus Google Maps E-mail

0212-2911156-57 veya 0533-2057373 arayınız...

Bağımlılıklar, tedavi süreçleri, aile destek ve aile bilinçlendirmeleri, uyuşturucu / uyarıcı madde testleri konularında cevaplarını bulamadığınız sorularınız veya daha ayrıntılı bilgiler almak için arayınız....

Home Diğer bağımlılıklar Aşk ve ilişki bağımlılığı Aşk ve ilişki bağımlılığında özdeşleşme, dışlanma

Aşk ve ilişki bağımlılığında özdeşleşme, dışlanma

Özdeşleşme

Filmler hayatımızı anlatır. Ya da hayatımız da bir film gibidir. Bir film seyrederken beyazperdenin ya da beyaz camın içinden birisini seçeriz. Genellikle bu filmin kahramanıdır. Onun yerine olayları biz yaşamaya başlarız. Kendimizi onun yerine koyarız. Onun üzüntüleri bizi de üzer. Onun yaşadıklarına sevinir, acıyı çekeriz. Koltukta oturan olmaktan çıkar, karelerin içinde yer alan role bürünürüz. Onu seyretmeyiz. Biz ‘o’ oluruz. Ya da ‘o’ bizdir artık.

Ama seçtiğimiz kişinin filmin kahramanı olması da şart değildir. Bize uygun olanı seçeriz. O dönem iç dünyamızda ne yaşıyorsak, ona uygun birini seçeriz. İdealleştiririz bir anlamda. Onun eksiklikleri değildir önemli olan. Büründüğü ana roldür. Ya da bizim büründürdüğümüz.

İşte filmlerde özdeşleştiğimiz karakterler gibidir aşklarımız da.

Sonunu bilmek yolu değiştirmiyor…

Bazen sonunu bildiğimiz bir filmi de seyrederiz. Hem de oldukça keyif alarak. Kovboy şehre gelmiştir. Büyük bir silahşördür ama silahı bırakmıştır. Ancak kötü adamlar onun peşini bırakmaz ve sonunda  silahını kullanır. Ya da iki polis birbiriyle anlaşamamaktadırlar. Sürekli kavga ederler. Ancak kötülerle savaşların da hep başarıyla çıkarlar ve sonunda birbirlerini de severler.

Burada önemli olan kötüye karşı verilen savaş değildir. Önemli olan filmin sonunu bilmemize, hatta filmin her adımını bilmemize rağmen kendimizi seyretmekten alıkoyamayız. Seyrederken keyfimize de diyecek yoktur. Bittiğinde fazla bir şey kalmaz aklımızda. Kimi zaman “bu filmi niye seyrettim ki!” diye içimizden de geçiririz.

Filmin sonunu bilmek bizi o filmi seyretmekten alıkoymaz.  Bile, bile yaparız. Aşklarımız da böyledir. Biteceğini bile, bile yaşarız. Olmayacağını bile, bile peşinde koşarız. Hiçbir umut olmasa bile, aşkımızı unutmayız. Kumar oynarken kaybedeceğini bilir herkes. Ama o koku, o ses kumardan alıkoymaz kişiyi. Oynarken hazzını alır. Ya da sigarayı bıraktıktan bir yıl sonra tekrar ilk sigarayı ağzına götürdüğünde. Yeniden başlayacağını bilir. Ama bir daha bir daha dener ve bildik sona “merhaba” denir.

Roller coaster’a bindiniz mi? Hani şu arabalar. Önce yavaş, yavaş yükselen sonra hızla aşağılara düşen. Hızla raylarda yol alan, bir düşen bir çıkan. Hiçbir şey olmayacağını biliriz sonunda. Sağ salim ayağımızı yere basma şansımız %99.999. ama bildiğimiz bir şey daha vardır. Heyecan duyacağımız. Adrenalin patlaması yaşayacağımız. Haz alacağımız. Gariptir, araba hızla düşerken bas bağırır, çığlık atar insanlar. Hazzın doruğa çıkışının sesidir bu.

Bilmek yetmez bazen. Mantık yetmez. Akıl yetmez.

Öznellik

Tutkulu bağlılık özneldir, anlatılamaz, tarif edilemez. Başkası tarafından anlaşılamaz, empati kurulamaz ve tanımlanamaz.

Dışlanma

Kişi madde kullandığı için toplumdan dışlanır. Ya da sevgilisinden ve imkansız aşkından o kadar çok söz etmiş, ama bir adım bile ilerlememiştir ki, insanlar onu dinlemekten hoşlanmazlar, hatta kaçmaya başlarlar. Kişi o konudan söz etmediği zaman arkadaş grubu içinde bir yeri vardır. Halbuki onun da söz etmek istediği tek şey aşkıdır.

Bu dışlanmayı gidermek için kişi bu sorunla baş etmeyi öğrenmek zorundadır. Bu durum kişiyi çevreden koparır ve egonun ide karşı olan otonomisini azaltır. Böylece idin istekleri daha çok su yüzüne çıkar. Dürtüler davranışlara hakim olur. İlkel dürtülerin hizmetine giren egonun nesnel realiteyi algılama gücü zayıflamıştır. İlkel dürtülerin hakimiyeti hem gerçeğin kaybına, hem de kompulsiviteye yol açar.

No tweets to display